FARQLI

11/1/2009

TATİL Mİ GELDİ?

BUYRUN TEESSÜF SOFRASINA

          Öğrenciler için belki de “tatil gelmiş” olabilir. Ancak gerçekte ülkenin eğitim karnesine bakılınca bu durum “pekte tatil gelmiş hoş gelmiş” durumunda değil. İşte bir ülke adına en büyük üzüntü kaynağı ve teessüf noktası budur.

200.000 öğretmenlik mezunu öğretmen adayının her yaz yapılan 10 bin kişilik atamayı beklemeleriyle; Windows 98 işletim sistemine sahip anca 8GB’lık hard diskli bilişim sınıflarıyla; 10 ay çalıştırılıp yaz tatili esnasında sözleşmesi biterek açlık sınırında, ev kirasını ödeyemeyerek, çocuklarına tatilin tadını bir yudumda olsa yaşatamayan, yaz boyu büyük sıkıntılar çeken 4C’li teknik personelleriyle; hiçbir HUKUKİ dayanağı olmayan ücretli öğretmenleriyle ve usta öğreticileri ile, hala bir YÖNETMELİĞİ bile olmayan kadrolu ile tek benzer noktası ayın 15inde maaşlarını almak olan 4B’li öğretmenleriyle Eğitim Felç olmuş halde… Tüm bunlara rağmen hala tatil gelmiş olabilir mi?

                  Sorunlar sadece devlet okullarında değilki... Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Özel öğretim kurumlarında da yığınla sorun var!

     Dershane ve Özel okullarda Asgari ücretin de altında çalıştırılan ve çalışmaya mahkum bırakılan Öğretmenlik Mezunu, gencecik, pırıl pırıl en çağdaş pedoğojik donanıma sahip onbinlerce Öğretmenin içler acısı durumu Vatandaş tarafından BİLİNMİYOR! Ağır Sanayi koşullarından da daha ağır maddi ve manevi sıkıntılar içerisinde öğretmenlik mesleğini elleri mahkum oldukları için icra etmeye çalışan onbinlerce sıkıntılı öğretmenin yaşadığı bir ülkenin geleceği sorgulanmalıdır!

10/11/2008

Kelimeleri Küstürmeden... Yazılara, bir barış yazısı

Belki de “kelimeler”;  “tamda bu adam bize küstü! Biz de bir komite kuralım, ortak karar alalım, ona küselim, sadece İngilizce konuşsun, ana dili olan Türkçesi ile bir şeyler yazamasın” diye içlerinden geçirirlerken, geçtim klavyenin başına inadına birkaç satır yazayım dedim. Şu yazı yazmamda ilham kaynaklarım arasında en yoğun ve derin çağlayan www.evrengunlugu.net adresinde blog aleminin krallığına aday gördüğüm değerli dost- ağabeyimdir.

           Şu günlerde kendisine fazlasıyla yakıştığı; hatta yıpranmaya –hırpalanmaya –hak etmeyen kimileri yüzünden mesleğin kendisi ile daha da şerefli hale geldiği Öğretmenliği icra etmekte…        
           Öğretmenlik çook farklıdır. Sadece halk ağzıyla YAŞANIR derim ben onun için!

Olmayan için zeytin peynir misali, olan içinse en mükellef sofranın en baş tacı lezzeti gibidir öğretmenlik…. Herkesin muhtaç olup, herkeseyi nakış nakış işleyen ve içine ilk altın akçeleri salandır; Öğretmen…

            
            Gel gelelim oldukça uzun zamandır buralara yazmazken neler yaptım sorusuna. Tefsire girmeden mealen; Ülke çapında faaliyet gösteren bir yabancı dil kurumunun SBS için soru hazırlayan ekibinde olduğumuzdan , bolca İngilizce sorular yazdık , ve resmettik. Sonrasında bizim gibi bu strese dayanamayan bilgisayarcık intihar girişiminde bulundu. Kendisini 1 aylık yoğun bakım ünitesinden çıkaralı bir hafta oluyor… Virüs bulaşmadan kendi kendini zehirlemiş… Garip ve acayip bir alet kendisi… Kendisinden kopamıyorum bu arada. Yardımları sayesinde vakti zamanında İngilizce öğretmenliğini bitirdim. Eskimeyen bir "yaren" benim için... Yüksek lisans tezimi fırsat bulursam bir ara yine kendisi ile yazacağım. Konumuz accık da olsa belli, lakin zaman bulup ta yazacak kişiye ihtiyacımız var…

            Uzun zamandır yazmazken, kendimize de tam zaman ayıramadık. Bugünlerde hem kursta İngilizce öğrettiğim,  hem de kısa sürede kaynaşıp arkadaş olduğumuz Ali İhsan ve Niyazi Beylerle bugün ilk önce Niyazi Beyin evine giderek kahve içtik. Yakışıklı evlatlarıyla tanıştık. Hele birisi bana sevgili kardeşlerimden -şuan Aydın ilinde bir Teknolji Mağazasında çalışan- Ferhanımı hatırlattı. Daha sonrasında öğle yemeği için, Konya’nın, Konyalılarca meşhur Havzan etliekmekçisinde etliekmek,bıçak arası, Mevlana yerken bulduk kendimizi. Maksat “muhabbet olsun” denilen, o “hoş sohbet meclisini” kuruverdik. Derken Elmalı Çayımızı Emirganda yudumladık… Hayatın tadının hoş muhabbetlerde saklı olduğu gerçeğini tekrar hatırladık içimizden…

       

10/10/2008

ÜNLEM KOYMAK...

Başta Konya gibi büyükşehirler olmak üzere, tüm Türkiye’de bakkal dükkanları gibi köşe bucakta iş yapan özel öğretim kurumlarının çokluğu beraberinde büyük sorunlar getirmiştir.

Hakkıyla, hak yemeden, temiz ve işin rajonuna uygun öğretim yapan kurumlar hep baş tacıdır. Peki ya, insanları aldatan, bireylerin sırtlarına fazlasıyla basarak para kazanan, çalışanını üzen ve HAKK'ı savunan edebiyatları ile HAKK'ın ve Rasulun felsefesine tamamen zıt davranışlarda bulunan kurumlara ne demeli?

         Mantar gibi çoğalan; bakkalcı mantığı ile dershane ve özel okul işleten kurumların sömürü felsefesini bir kenara bırakıp, olması gerektiği şekilde işi doğru düzgün yapmaları oldukça elzemdir.

         400 YTL gibi komik maaşlarla öğretmen çalıştırmak, çalışanının sigortasını tam yatırmamak, söz veripte sözlerin
i tutmamak hiçte önemsiz durumlar değildir. İçerisinde birkaç " ALLAH " adı geçen cümleler kurarak, alın teri soğumadan emeğin karşılığını vermeyi unutan insanların varlığı ülkeyi nereye sürükler?

         Alın teri edebiyatla; söz vermekte o sözü unutmakla değil, vaktinde hatırlamakla olur. Vergiden yırtmak için bin yerine iki bin kitap basarak bin bastım yapanlara, yayımevi kurmadan yayımevi gibi korsan bir adla kitap ve ders materyali basanlara ÜNLEM koymak gerek!

         Eğitim gibi en temel ve hayati ögeye ÜNLEMlerin dolması, toplumun geleceğine sürekli darbeler indirir. Peygamberi uslubu kullanarak peygamberi yaşam tarzına darbe indiren zorbaları toplumdan ne kadar çabuk arındırırsak o kadar pürüzsüz bir gelecek meydana gelir. Eğitim sahasında ÜNLEM görülen yerde gerçekten düzeltilmesi ve temizlenmesi gereken önemli yanlış ve pislikler vardır. Eğitimde "ÜNLEM'e hayır" demek için hiçte geç değil. Kul hakkı yiyenlere Allah gün gelir ya bir lokma bile yedirmez ya da yedirirse avuç avuç ateş yedirir.

YILDIZların da söneceği gün vardır...

6/10/2008

MANDALİNA


Çocukken hepimiz- hala çocuk olanlar da buna dahil- mandalinaya bıçak bulaştırmadan; onu ürkütmeden, dişlerimizle kutsal bir vazife edasıyla zevkle soyarak yerdik. Kimilerimiz suyunu içine söğürüp posasını havası alınmış bir balon gibi meyve tepsisindeki yerine bırakırdı. Mandalina kışın habercisi sonbaharın sembolüydü. Daha sararmadan dallardan yeşil haliyle avuçlarımızdan midelerimize yol alırdı…

Az önce mandalina soyarken çocukluğum canlandı, birkaç satır eklemek istedim.

6/10/2008

MeRHaBa

Her işin anahtarı "Bismillah"... 
Merhaba ise bismillahın çehresinin değdiği sözcüklerden sadece bir güzeli... 
Yeni bir hazır şablon yüzümle “blog” dünyasındaki sıradan yerimi tekrar almak için kollarımı sıvadım, klavyenin başında merhaba satırlarını diziverdim. Bloğumla yeniden ilgilenmem sebep olan ya da bloğumu bana hatırlatan arkadaşım oldu.  

            Bu blog işinde acemiyim. Yazı yazmayı sevsem de her zaman yazamıyorum. Bide okunup okunmama kaygısı da vardır.-bi nebze de olsa-

Edebi cümleler kurmak yerli yerinde olmalı bana göre… Ve bloğumda mesajlarımı sade bir dille aktarmak en basit ve anlaşılır yol benim için…

Her zaman “edep yahu” çerçevesinde olmak gerek lakin halkın bildiği ve anladığı şekilde “edebiyat yaparak” ta kelimeleri yorgun düşürüp insanları da sıkmamanın gereğine inanırım. Her şeyin yeri ve zamanı vardır, fazlası da zarardır.

Tekrar merhaba….

Not: çok cafcaflı kelimeler seçerek daha harika bir merhaba yazmak isterdim ancak böylesine içten ve basit olmak artık daha fazla sevimli oluyor diye düşünüyorum…

« Önceki —